Kentsel İonia, 13 Şehrin Hikayesi, 1.Cilt: Bölgesel Görünümler

Bu çalışma, geçmişin en sıra dışı kentsel coğrafyalarından birini, inceliyor. Modern insan ve onun kentsel düzenlemeleri için bir eşik, bir açılış sahnesi olarak kabul edilebilecek İonia’yı, kent çalışmaları alanına taşıyarak ele almayı amaçlıyor. Öyle ki 300 yılı aşkın bir süredir geniş kapsamlı bir ilginin odağında bulunan bu antik saha, tarihsel arka planı kadar kentsel referanslarıyla da ilgi çekici bir çalışma alanı. Antik metinler, yazıtlar, arkeolojiden epigrafyaya, coğrafyadan sanat tarihine uzanan pek çok disiplinden bu alana adanmış sayısız çalışma, bugün İonia’yı kentsel bağlamda tartışabileceğimiz, geniş bir düzlem, kümülatif bir bilgi alanı sağlıyor.
Bu alan, bölgesel bir kentsel tarihin izini sürmemize olanak sağladığı kadar, oldukça güncel pek çok kentsel meselenin ve politikanın erken örneklerini İonia özelinde yakalamamızı da mümkün kılıyor. Bu tablo, kentleşme ve onun sorunlu doğasının, yakın geçmişin meseleleri olmadığını, kentsel yönetişimden sınıf çatışmalarına, kitlesel göçlerden planlamaya, kentsel dönüşüm ve çevre sorunları gibi meselelere kadar, birçok sorunun, tarihin erken safhalarından itibaren, kent insanının gündeminde olduğunu görebilmemiz açısından önemli.

Öyle ki bu kavrayış, geçmişten öğrenebilmemiz, kentin derin tarihine, sorunlu doğasına daha yakından bakabilmemiz ve adaptasyon, dönüşüm gibi kapasitelerimizi yeni bir ışık altında tartışabilmemiz için de gerekeli. Bu aynı zamanda günümüzde çok daha büyük ölçeklerde de olsa benzer sorunlarla uğraşan jenerasyonumuz için de daha iyimser ve ümitvar bir bakış açısı anlamına gelebilir.

Ve Ejderha Şehre Taşınır

Çin, uzun yıllar boyunca Avrupa-merkezli dünya ve tarihsel olarak, o merkeze yürüyen Türkiye için, "uzakta, setlerin ardında yaşayan ve pek de tanıdık olmayan" bir ülkeydi.
Pek çokları için "çekik gözlü insanların yaşadığı, tuhaf bir mutfağa sahip, kalabalık bir ülke" olmanın ötesinde pek az şey çağrıştırmaktaydı.
Ancak bugün Çin'e ilişkin "şu uzaklardaki kapalı ülke" kavrayışının artık geçerli olmadığı giderek daha iyi anlaşılmaktadır. Mao sonrası dönemde politik iradenin yol haritasının farklılaşması, ekonomik sistemin reformlar eliyle çatallanımı ve uluslararası kapitalist bağlar kurması, Çin'in etki alanını daha önce hiç olmadığı kadar genişletmiştir.
Uzak Doğu'nun, etkileri itibariyle hiç de "uzak" olmayan bu reform deneyimi, ardında dikkatle incelenmesi gereken mekânsal bir iz ve pek çok toplumsal örüntü bırakmıştır.
Şüphesiz bu dikkat çekici iz ve örüntüler toplamı, aynı zamanda ülkenin modernizasyon projesinin bir sonucu olan kentleşme hareketlerinde görünür olmaktadır. Öyle ki Çin'in kentleşme serüveni 35 yıl gibi kısa bir zaman içinde dünyanın ticaret merkezlerine dönüşen küçük balıkçı kasabalarının, sayıları 130 milyonun üzerine çıkmış bulunan göçmen işçilerin ve "en yüksek", "en büyük" gibi pek çok nitelemeyi tekelleyen, modern dünyanın mimarlık-mühendislik harikalarının hikâyesidir.
Bu kitap, son otuz küsur yılın en dikkat çekici kentleşme deneyimini, ülkenin politik-ekonomik reform hareketleriyle ilişkisi çerçevesinde ve kuramsal bir perspektifle incelemektedir.